Medya, CHP ve Yandaşlık
Geçtiğimiz günlerde Taraf Gazetesi Yazarı Rasim Ozan Kütahyalı CHP Eski Lideri Deniz Baykal’la bir röportaj gerçekleştirdi.
28.05.2010 Cuma günü Taraf Gazetesi’nde yayınlanan, son dönemde gündemi epey meşgul eden komplo ve basının bu olay karşısında aldığı tavrın konuşulduğu röportaja, Deniz Baykal’ın Aydın Doğan’a olan soruları damgasını vurdu.
Baykal, Aydın Doğan’ın kendisine yapılan komploya alet olduğunu ve gazetelerinin aldığı tavrın hoş olmadığını vurguluyor.
Gerçekten Türkiye’de medya-siyaset ilişkisi çok ilginç.
Düne kadar Ergenekon ve askerin darbeci tutumunu eleştiren manşetler atan Taraf Gazetesi’ne çirkin yakıştırma ve ithamlarda bulunan, onu hükümetin yandaşı olarak ilan eden Deniz Baykal, bugün aynı gazete için “Bu olay karşısında en çok siz ilkeli ve dik durdunuz” açıklamasını yapıp röportaj verecek güveni bulabiliyor. Daha öncesinde güvenip arka çıktığı medya organlarından da ciddi bir darbe yiyebiliyor.
En nihayetinde medya bu. Elbette yeri geldi mi eleştirecek, yeri geldi mi yüceltecek. Ahlaklı ve ilkeli yayınlarıyla haklıya hakkını teslim edecek, yanlış yapanı eleştirecek. Ancak burada ki mesele medyanın kendi çıkar ve amaçları doğrultusunda aldığı ahlaksız ve ilkesiz tavır.
Aslında Türk Medyasının (Ciner ve Doğan Grubu başta olmak üzere) tarihe utanç belgesi olarak kaydedilmiş onlarca yayını var.
28 Şubat süreci ve başörtüsü konusunda attıkları manşetler, Danıştay cinayeti sonrasında aldıkları tutum, darbe planlarının deşifre olduğu o ses kayıtlarını dahi meşrulaştırmaya çalıştıkları yayınlar… Bugün kendilerinin bile savunamadığı onlarca utanç belgesi arşivlerde.
Hatırlayın Albay Dursun Çiçek’in AKP ve Gülen’i bitirme planının ortaya çıktığı günleri…
O dönem Doğan medyası ve birçok yazar “durun bakalım adli tıp raporlarını görelim, imza ıslak mı değil mi?” diye açıklamalarda bulunuyordu. Ancak Baykal’ın video görüntüleri ortaya çıktığında kasetteki kişiler ‘Baykal ve Baytok mu’ diye hiç araştırmadan olayı günlerce manşetlerinden düşürmediler. Kasetteki kişilerin ‘Baytok ve Baykal’ olduğunu da, kasetteki konuşmaları da sürekli bir biçimde manşetlerinden duyuran onlardı. Yayınlarında Baykal’ı istifaya çağıran, kurultayda Kılıçdaroğlu’nu masaların üstüne çıkıp alkışlayan yine onlar ve kalemşörleriydi.
Peki, ne olmuştu sizin araştırmacı, belgelere dayanan, samimi ve kişileri direk infaz etmeyen gazetecilik anlayışınıza?
Yoksa Dursun Çiçek’e gösterdiğiniz anlayışı Baykal hak etmiyor muydu?
İşin diğer bir ilginç yanı da malum medya gruplarının gazete ve televizyonları; Yeni Şafak, Zaman, Taraf, Vakit, Star, Bugün gibi birçok gazete ve yayını yandaş medya ilan etmiş ve kendilerinin ne kadar ilkeli ve tarafsız olduklarını sık sık vurgulamışlardı.
Onların Hükümet yandaşı ve yalaka olduklarını iddia edenler CHP 33. Kurultayında adeta iyot gibi açığa çıktılar.
CHP’nin 33. Kurultayı ve sonrasında yaşananlara bir bakın. CHP Parti Meclisi’ne giren isimlere şöyle bir göz gezdirin. Kim yandaş kim değil çok net görürsünüz.
Vatan ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Prof Dr. Süheyl Batum
Milliyet Gazetesi Ekonomi Yazarı Hurşit Güneş
Cumhuriyet Gazetesi Yurt Haberler servisi şefi ve köşe yazarı Mehmet Faraç
Birgün Gazetesi Yazarı ve SKY Türk’te Aykırı Sorular Programını yapan Enver Aysever
FOX TV programcısı Korkmaz Karaca gibi isimler bugün itibariyle CHP Parti Meclisi üyeleri.
Bunun yanında Hürriyet Gazetesi köşe yazarlarından Yalçın Bayer’in CHP Ankara Delegesi, Milliyet Gazetesi köşe yazarı Fikret Bila ve Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Yazgülü Aldoğan’ın da CHP’yle organik bağları olduğunu bu kurultayda fazlasıyla gördük.
Hatta bir ara medya ve siyaset arasındaki bu bağ işi o kadar pervasızlığa dönüştürdü ki; Tunceli Milletvekili Kamer Genç canlı yayında Star Ana Haber Spikeri Uğur Dündar’a övgüler yağdırıyor “Keşke benim arkamda da sizin gibi bir süper star olsa, Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olmasında payınız büyük, Melih Gökçek’le olan programda da Kemal Bey’i tutmuştunuz” açıklamasını yapıyordu.
Ruhat Mengi’nin ‘Her Açıdan’ programına katılan konuklardan biri “sizin programınızın demirbaşları listede, bu parti meclisinin oluşmasında sizinde payınız büyük” diyerek espri yapıyordu.
Hürriyet Gazetesi’nin önemli yazarlarından Oktay Ekşi ve Tufan Türenç Kurultay’da masaların üstüne çıkıp en militan partililer gibi alkışlara eşlik ediyor, sloganlara ortak oluyorlardı.
Ciner ve Doğan Medyası, gazete ve haberlerinde Kılıçdaroğlu’nu basın bülteni gibi sunuyor ve Baykal’ın 340 bin dolara yat aldığı iftirasını ortaya atarak düşene bir tekme daha vuruyorlardı.
Demem o ki bu süreçte “yandaş” gazete ve yayınları da, ilkeli ve tutarlı yayınları da fazlasıyla gördük.
Doğan ve Ciner Medyasının kendilerini Kılıçdaroğlu için ne kadar seferber ettiğini, Ali Kırca, Fatih Altaylı ve Süper star Uğur Dündar’ın bu operasyondaki memuriyetlerini nasıl yerine getirdiklerini hep beraber izledik.
Neyse lafı daha fazla uzatmadan birkaç teşekkürle yazımızı sonlandıralım.
Teşekkürler Aydın Doğan, Oktay Ekşi, Tufan Türenç, Uğur Dündar, Fatih Altaylı, Ali Kırca ve daha çokları.
Medyanın gücüyle getirip yine aynı güçle geri götürdükleriniz için…
Tutarsız, ilkesiz, pişkin ve yandaş tutumunuz için…
Mesut Yılmaz için yaptıklarınızı, bugünde Kılıçdaroğlu için yapıyor olmanızdan ötürü teşekkürler.
Bir teşekkürde Sonar Araştırma Şirketi sahibi Hakan Bayrakçı’ya…
Bu süreçte üstünüze düşeni fazlasıyla yaptığınız için teşekkürler.
Uğur Dündar’ın haber programına defalarca çıkıp bizi ‘halkın aslında koalisyon hükümetlerinden yana olduğu’ tezine inandırmaya çalıştığınız için teşekkürler.
Süper star Uğur Dündar’ın beklentilerini karşılayamayan ve bu yüzden Star Ana Haber’den veto yiyen A&G Araştırma Şirketi Sahibi Adil Gür’ün yerine oyuna girip sipariş yorumları başarıyla yapabildiğiniz ve Uğur Dündar’ın ağzını kulaklarına kadar vardırabildiğiniz için teşekkürler.
Elinize veriler ulaşmadan, bir Araştırma şirketinin ilkelerine yakışmayacak şekilde istatistiklerden ziyade kendi düşünce ve görüşlerinizden yola çıkarak, halkın sizin siyasi fantezileriniz gibi bir hava içinde olduğunu göstermeye çalıştığınız için teşekkürler.
http://www.haber7.com/haber/20100529/Dundar-Gure-kizdi-Bayrakciya-sarildi.php





Açıkçası ben köşeyazarı olarak çalışan insanların parti üyesi olmasında bir sakınca görmüyorum. Zaten köşeyazıları parti üyesi olmasa bile bir düşünceyi aktarır. Örneğin Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Yeni Şafak’ta müstahar isimle yazmaktadır. Bu durumda bu yazarı okuyup okumamak, okuyucuların taktiridir. Açıkçası tarafsız yazı yazmaktan uzak, devamlı sadece kendi düşüncelerimizi tekrarlayan yazıları okumak bir noktada zihinsel mastürbasyon yaratır. Tercih eden varsa ben etik problem görmem. Önemli olanı ise haber verirken tarafsız olmaktadır. O noktada partizanlık olmasına karşıyım. İşte burada Vakit tarzı haber yapmanın sıkıntıları ortaya çıkar.
Ali Kırca’ya gelince Recep Tayyip Erdoğn’ı çağırdı programlara bakın. Bu hükümetin ilk yıllarında nasıl güzel söyleşiler yapmış, nasıl çanak sorular sormuş. Şimdi mi kötü oldu Ali Kırca? Uğur Dündar’ı bu tartışmaları yapmak üzere sadece Kılıçdaroğlu seçmemişti, AKP cephesi de seçmişti. Mir Mehmet Fırat ile olan tartışmada gayet sakindi taraflar ve güzelce yönetmişti. Melih Gökçek ile olanda ise Melih Gökçek klasik taktiğiyle çok konuşup, karşısındakini konuşturmama prensibiyle yola çıkmıştı. Bu durumda yöneticinin görevi tabi ki taraflara eşit konuşma süresini sağlamaktır ki o programda Kemal Kılıçdaroğlu çok az konuşabilmişti. O tartışmadan sonra Gökçek, Uğur Dündar’a sitem etmişti her şeye rağmen ama şimdi görüyorum ki Gökçek’e inananlar olmuş. Yine de ben eşdeğer örnek olsun diye AKP milletvekili aday listelerine girmeye çalışmış bildiğim gazetecileri yazayım:
Fuat Bol : Türkiye Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü yapmıştır. Bol, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yurtdışı gezilerinde uçağına aldığı gazetecilerden.
Mehmet Ocaktan: Yeni Şafak
Sadullah Özcan: Cihan Haber Ajansı Ankara Temsilci Yardımcısı olan Özcan sırasıyla Türkiye, Dünya ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. 1989′da Zaman gazetesinde Ankara’da politika muhabirliğine başlayan Özcan, 1994-2003 arasında ise parlamento muhabirliği yaptı.
Serdar Arseven: Vakit Gazetesi Ankara Temsilcisi olan Arseven, Dünden Bugüne Tercüman gazetesinde köşe yazarlığı da yaptı.
Cemil Aydoğan: Mezopotamya Gazeteciler Derneği Başkanı Cemil Aydoğan, AKP’ye aday adaylığı için başvurdu.
Bu liste böylece uzatılabilir. Tabi bunun yanında Sabah’ın çalık grubuna satılışında yaşanan keredi olayını da unutmadık. Şimdi AKP’nin kızdığı olan biten olayların manşetlere taşınmasıyken, yandaş basının, olmayan olayları olmuş gibi manşete çıkardığını da unutmayalım. Hemen örnek vereyim yazıda da geçmişken. Tufan Türenç ve Oktay Ekşi’nin masalara çıkıp, delicesine alkışlama haberi. Tufan Türenç köşesi dışında 25 Mayıs tarihinde NTV’de yayınlanan “Basın odası” ve 26 Mayıs tarihinde NTV’de yayınlanan “Yazı işleri” programında açıklamıştır. Adamlar herkes ayakta olduğu için kalabalıktan olayı görebilmek için sandalyeye çıkmışlar. Bu olay daha sonra koca Başbakan tarafından bile dile getirilmiştir ya ben hayretler içerisindeyim. Şimdi de buraya taşınmış. Çok tekrarlarsak olayın olmadığı gerçeği değişmez ama sadece inanan sayısı artabilir. Bunun da farkında sanırım yandaş medya.
Candaş medya ile alevilere bir dokundurma olduğu aşikar. Umarım bu tutumdan kısa sürede vazgeçilir. Bu ülkede muhafazakar kesimi temsil ettiğini vurgulayan bir başbakanın bu tarz hatalar yapmaması gerekir. İlerleyen günlerde AKP Kılıçdaroğlu’nun aleviliğine vurgu yapacak bu tarz dokundurmalara girerse ülke olarak yıllarca gerilere gideriz.
Diyeceğim odur ki, yukarıdaki yazıyı çok tek taraflı buldum. Elbette Türkiye’nin önemli partilerindne birisinde böylesine bir başkan değişikliği olduğunda medya bunu görecektir. Üstelik de Türkiye’nin ciddi bir muhalefet ve hatta iktidar alternatifne ihtiyacı varken. Demokrasinin tanımı gereği uzun yıllarca bir tek partinin iktidar olması zordur. Olan olayları normal karşılamak lazım. En azından bir kaç ay Kılıçdaroğlu’na şans vermek lazım. Unutmayalım ki yola ilk çıktığında basın ve entellektüeller Erdoğan’a uzun süre kredi vermişlerdi. Bence bugün de benzer bir kredi Kılıçdaroğlu’na da verilirse Türkiye için hayırlı olacaktır. Sonrasında 4-5 ay sonra belki daha sert eleştiriler yapılabilir ama bugün bir tek konuşmasından dolayı bu derece haksız saldırılara uğraması siyasi etik aaçısından uygun değildir…
Şun noktada katılıyorum. Yayın tarafsız olur köşe yazıları ve yazarları değil.
Bu noktada cumhuriyet vakit’in yanında yukarıda saydığım haber ajansları ve medya grupları da bu ilkeyi çiğniyor.
Övedebilir ama tutarlı olacak. Mesela Dursun Çiçek olayında nasıl bekleyelım gorelım dıyorsa baykal olayındada aynısını dıyecek. Kurum, kişi ve konjoktöre göre hareket etmeyecek. Benim eleştirdiğim bu.
Bugün Mehmet Farac ve Süheyl Batum’un Uğur Dündarın yorumlarına istinaden o yorumları yaptım.
Hani kelin merhemi olsa başına sürer olayı. Hem dinci hükümet yalakası diyeceksin hem aksi yönünde davranacaksın.
Kılıcdaroglunun gelmesını medya elbette gorecek. Ama nasıl gördüğünü sizde iyi biliyosunuz. En sonda UğurDündar adil gür hakan bayrakcı ornegını verdim. Nasıl gördüğünü orada çok net görüyoruz:)
Bu yazımda ben chp veya kılıcdaroglunu elestırmedım. medya ile ilgilendim. Onlada ilgili bi yazıp inş başka konulara geçeceğim ama ben bu süreçte en çok kılıçdaroğluna yazık olacagını ve otekı kurultaya kadar partı ıcınden çok rakip çıkacağını düşünüyorum. Tabi zaman gösterecek.
Ayrıca Tufan Türenç ve oktay ekşi konusunda bırak masa sandelye olayını, sadece o süreçte yazılarını takip etsen nasıl bir yol izlemişler görürsün. Etik değildi. Kurultay hikayesi ve bu yazım en çokta bu alçaklığı anlatıyor. Ne acıdır ki gazetede neredeyse bi yılmaz özdil sağlam durdu:)
Tufan Türenç zaten CHP’li olduğunu saklayan bir isim değildir ki! Neresi etik değil anlamadım. Hem “Yayın tarafsız olur köşe yazıları ve yazarları değil” demişsiniz yukarıdaki yorumunuzda hem de adamı taraf olduğu için eleştirmişsiniz. Bence CHP’li olduğunu saklamayan, gerektiğinde CHP’yi de eleştirebilen bir yazar olmakta bir sıkıntı yoktur. Ve hatta isterse her gün “CHP veya AKP inanılmaz iyi partilerdir” şeklinde de yazı yazabilirler. Komik olurlar, okuyana bir şey katmazlar o ayrı. Asıl sıkıntı, her fırsatta tarafsızlıklarından vurgu yapıp, bazılarını eleştirmeye korkanlardır ve etik problem buradadır.
Yazının temel anlattığı şeye katılmamak elde değil: Basın taraflı! Zaten Fikir Farkı sitesinin de sanırım çıkış noktalarından birisi bu. Herkes kendi çöplüğünde taraflı yayınlarını pompalayıp duruyor. Kimse karşıdakini dinlemiyor, kimse karşıdakine saydırırken kendine bakıp aslında aynısını kendinin de yaptığını görmüyor.
Bu yazıda da aynı sorun var. Bir tarafa saydırırken (çoğunlukla haklı olarak), yıllardır AK Parti yandaşı olarak gösterilen medya organlarının da aslında aynı taktiği ısrarla uyguladığından bahsedilmiyor.
Burada sorun yalnızca Vakit veya Cumhuriyet gibi sürekli saldırgan tavır alan gazeteler değil. Sorun manşetinden yazının üslubuna kadar taraflı ve ithamkar kokan gazetecilik.
Emre Cemil Ayvalı, bu yazıda belirgin şekilde taraflı ve saldırgan olarak, bence eleştirdiği onca yazardan farksız bir tavır sergilemiş. Çoğu ithamda ne kaynak ne açıklama vermiş olması da aslında yazının genelinde bir boşluk yaratmış.
Son not olarak, ayrıntıya girmeden, saymış olduğu yazarların çoğunun belirli bir tarafta olması, hepsinin taraflı olduğunu göstermez. Bilhassa saydıkların arasında bazı yazarların ısrarla tarafsız olduğuna inanıyorum. Bir tarafa yakın düşünmek ile “taraflı” olmak farklı şeylerdir. Sonuçta herkesin bir doğrusu vardır. Önemli olan kişinin kendi doğrularını, partizan olmadan yansıtması. Yoksa partiler de evrimleşmez, fikirler de…
Baykal olayının 1 hafta da üzeri örtüldü , bugün bunu kimse konuşmuyor , hakeza listeler yenilendi ve partiyi ergenekon destekçileriyle doldurdular , Yahudi ortaklı Doğan grubu 1 gün arayla çark etti , kimileri işin suyunu çıkarmaya çalıştı.Bu olayla bu işin bu değişimin milli olmadığını , Kılıçdaroğlunun getirilişinin bir operasyon olduğunu ortaya koyuyor.Daha birçok nedeni var …
Yazarlara gelince , tabiki yazılı basın ideolojisini yazılarına yansıtır , fakat görsel basında işler değişir , niçin değişir ?70 milyona hitab ediyorsun , milleti yönlendirecek bir gücün var ve Ben tarafsızım objektifim diyorsanız değişir , yoksa istediğiniz kadar yanlı olabilirsiniz.Yukarıda ismi geçen yazarların çoğu halktan kopuk Anadolu kültürünü benimsemeyen insanlardır.Chp ye katkıları olsa da Türkiye ye uzun vadede katkıları olmayacakları kanaatindeyim.Tarih bunun şahididir.Bir zamanlar Ecevit e de aynı destek verilmişti ama sonu hüsran oldu.Nitekim cumhuriyet mitinglerinde de bir rüzgar estirilmişti ama tersine …
Paylaşacağım linkteki yazıyı okumanızı tavsiye ederim.
http://ahmetturanalkan.net/yandaslik-raconunu-on-paralik-ettiniz-yahu/
Her şeye rağmen Ülkem adına hayırlı gelişmeler olmasını umud ediyorum …
Yazılarımın iki yerine ve sonuna link ekledim. Anahtar kelimeler girildiği takdirde hemen hemen yukarıdaki bütün iddiarıma ulaşabilirsiniz.
Yukarıda anlaşılamayan bir şey var. Ben köşe yazarı tarafsız olmaz demedim. Hep bazı medya organları ve yazarları hükümet yalakası sınıfına sokup hemde bu kadar taraflı olmalarının iki yüzlülük olduğundan bahsettim.
Ufuk Erdoğmuş’un” Sorun manşetinden yazının üslubuna kadar taraflı ve ithamkar kokan gazetecilik.” sözüne katılıyorum.
Yukarıda olayı bir tarafıyla incelememin nedeni şuanki gündemle alakalı. Tıpkı sitemizde daha önce ki yazılarda mesela Deniz Gezmiş’in asılması eleştirilmişti. bu yazan kişinin Adnan Menderes’in asılmasını hoşgördüğü anlamına gelmiyor. Adam idama tamamen karşıdır ama Deniz Gezmiş olayının yıldönümünde onu işler sadece ve olayı sadece o boyutuyla yazar. Bu da onun gibi birşey.
bende ufuk erdoğmuş gibi tarafa yakın olmakla taraflı olmanın aynı şey olmadığını düşünüyorum elbette.
Yukarıda ki yazım o düşünceye olan taraf olma değil örnekleriyle açık.
Ayrıca fatih’in gönderdiği linkte A. Turan Alkan durumu güzel izah etmiş. O yazıyı okuduğunuzda da kelin merhemi olayını göreceksiniz. Kimse Aptal değil. Kimseyi kandırmaya çalışmasınlar. iyi okumalar.
Linkteki yazıyı da okudum, bir aydınlanma yaşamadım
Benim de şöyle bir tavsiyem olsun: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&Date=25.05.2010&ArticleID=998650
Direk basınla ilgili değil ama neden şimdi basının bir zamanlar ve hatta bugün AKPyi çok daha tutkulu desteklediği günler unutuldu, unutulmak isteniyor, bir çıkarım yapılabilir.
arkadaşlar tarafsız insan olmaz, yapı itibariyle duyguya, nefise, egoya sahip insanoğlunun herkese her düşünceye her fikire eşit durması imkansızdır.tarafsızlık konusu basında ”doğruluk” olarak algılanmalıdır. yani taraf olmak için yalan yanlış yazmak, taraf olmak için bilip bilmeden savunmak yada kötülemek, iftira etmek, çıkar sağlamak amacıyla olmamış bir takım olayları olmuş gibi göstermek ahlaksızlıktır.onun dışında insanın taraf tutması, tuttuğu tarafı savunması doğrularını halkla paylaşması yanlış yolda olduğuna inandığı insanlara kendi doğrularını anlatmaya çalışması son derece doğaldır. kısaca: eğer olay yazısı yazıyorsan; objektif, düşünce yazısı yazıyorsan; dürüst olmalısın..
Netleştirmek iyi oldu. Ben de bunlara vurgu yapmak istemiştim.
Ben biraz daha değişik bir yorum getireyim o zaman. Köşe yazarlarının taraflı olabileceği konusunda zaten bir uzlaşma var görünüyor. Ben daha da ileri giderek gazete ve televizyon kanallarının da taraflı olabileceğini hatta bunların belirli bir görüşü yansıtmasının da iyi olduğunu düşünüyorum.
Haber değeri taşıyan bir olayın eninde sonunda yansız verilişi kanımca imkansızdır. Unutmamalı ki olay öncelikle habercinin prizmasından geçerek medyaya ulaşmakta, oradan belli bir kitleye gitmektedir. Haberde kullanılan ifadeler, haberin zamanlaması, medya organında kapladığı yer, haberin değinilmeyen ayrıntıları verien haber %100 doğru olsa bile belli bir taraflılık yaratır.
Bu sebeple belli bir siyasi görüşü destekleyen gazetelerin de bulunması normaldir. Örneğin İngiltere’de hangi gazetenin liberal, hangi gazetenin muhafazakar veya hangi gazetenin sosyal demokrat olduğu bellidir ve bu pek rahatsız edici de olmaz. Yani Cumhuriyet gibi Kemalist, Yeni Şafak gibi muhafazakar veya Taraf gibi liberal gazete çıkarmakta -Vakit gibi bir çöplük olmadıkça- bir sakınca yok aksine bazı seslerin duyulması açısından fayda var. Asıl rahatsız edici olan tarafsız olduğunu iddia edip patron çıkarına göre yayın politikası belirlemek, hatta bunu açıkça yapanı yandaşlıkla suçlamaktır. Bu açıdan yazara katılıyorum. Örneğin Doğan medyası 2002 seçimlerinden önce Erdoğan ve Ak Parti’yi seçtirmemek için elinden geleni yapmış, iktidar olduğunda önce bir bekleyelim, görelim politikası gütmüş, ardından ilk dönemde olanca destek vermiş, ikinci dönemde ise yine amansız muhalefete dönmüştür. Aynı şey Ciner grubu için de geçerli. Bunun nedenlerinin içinde iktidarın bu basın tekellerini yıkıp kendi basınını yaratmaya çalışması da var. Buna en güzel örnek Sabah grubunun Çalık grubuna satışı, Türkiye basın tarihinde bir kara leke olarak durmakta.
emre cemil ayvalı,zaten medya siyaset dediğin olay 2 taraflılığı sağlayabilmektir,yoksa bu zamanın türkiyesinde tutunamazsın.Bunları anlamak recep beyle fotoğraf çekinmekle,akp gençlik kollarında başkanlık yapmakla olmaz,Gerçek hayata dönünüz…..
2 taraflılık denmişken aklıma geldi hemen eklemek istedim:
“Toplum mühendisliği” denen en büyük küresel derin devlet silahının en temel şartı toplumu olabildiğince az kutba ayırmaktır. Bu da elbette 2 kutup oluyor.
Önce bütün ufak partiler eritilir, 2 parti kalır. Sonra medya paylaştırılır, 2 taraf kalır. Sonra derin güçler 40%-40% bölünmüş halkın kalan 20% nüfusu üzerinde ufak ayarlamalarla sırayla iktidarı elden ele devreder. Herkes seçim demokrasi falan mutlu olur, birileri toplumu çaktırmadan yönetir.
Yukarıdaki taktik önce Amerika, ardından diğer ülkelerde uygulanmış ve işlerliği kanıtlanmış taktiktir. Bununla ilgili Amerika’da sayısız bağımsız belgesel bulunur. Bizde ise halen birileri “derin küresel güçler”e inanmamaya zorlandığı için kaale alınmaz.
Özetle taraf olmak sorun değildir. Yeter ki fikirlerde çeşitlilik, taraflarda bolluk olsun. Demokrasi 2 seçenek arasından seçmek değildir, gerçek demokrasi sonsuz fikir arasında kendini ifade edeni sunabilmektir.