Her Ramazan Aynı Şeyler Mi?
Biraz geç kalmış olsam da, bu mukaddes ay hakkında birkaç satır yazmadan bayrama ulaşmak istemedim açıkçası.
11 aydan daha hayırlı Ramazan-ı Şerif’in 7. gününü de geride bıraktık. Bu 7 günde gördüm ki, hem eski ramazan aylarından çok daha ilerideyiz, hem de hala yerimizde sayıyoruz. Evet, garipsenecek bir durum var ortada.
Toplumca kendimizi bir hayli geliştirdiğimiz noktalar mevcut. İftar çadırları, o çadırlarda dağıtılan iftar menüleri, hizmette ki düzen, intizam bakımından eski ramazanlardan çok daha ilerideyiz artık. Belediyelerin, derneklerin veya vakıfların iftar çadırı kurmuş olmak için değil, adeta hizmetin hakkını verebilmek için birbirleriyle yarışır seviyede olduklarını açıkça görebiliyoruz. İftar çadırlarının önündeki o uzun kuyruklarda yaşanan kavgalardan, bütün gün oruç tutan insanlara reva görülen tatsız, kalitesiz ve doyurucu olmayan iftariyeliklerden, istisnalar dışında eser kalmamış görünüyor. Çadırlarda yemek dağıtımı yapan görevlilerin hijyenik tedbirleri, hoşgörülü tavırları ciddi ölçüde ramazan ayına yakışır güzellikte.
Eskiden, yalnızca yoksul kesimin tercih ettiği iftar çadırları, şimdilerde maddi durumu çok daha iyi olan insanların bile tercih mekanı olabiliyor. ‘İftar çadırları yoksullar içindir’ mantığını yıkmış olmamız bile beni son derece sevindiriyor. Çünkü İftar çadırları yalnızca yoksul kesimin karnını doyurduğu mekanlar değil, toplumu oluşturan bütün kesimlerin bir araya gelerek iftar yaptığı, kaynaştığı ve bütünleştiği birer fırsat çadırlarıdırlar. Görüyorum ki bu düşünce de ülkemizde önemli ölçüde benimsenmiş durumda.
Evet, toplumca bu açıdan güzel yol kat ettik. Ancak hala, hep birlikte yıkmamız gereken o kadar çok tabu var ki.
Oruç Baba türbesi önünde izdiham yapılarak sirkeyle oruç açmanın kurtuluş olduğuna inanmak, eşinin, dostunun veya çocuğunun eşyalarını hayır, bereket, başarı getirsin düşünceleriyle türbe duvarlarına sürmek, oralardan hayırlı kısmetler beklemek bunlardan sadece bazıları. Bu örneklerin nezdinde Türkiye’de ki bu tür çarpıtma inanışların tümünü kast ediyorum.
Bir takım medyanın magazinsel reyting taşıdığı inancıyla, hala televizyon ekranlarında tutmaya çalıştığı bu görüntüler, ne yazık ki yeni nesilleri son derece çarpık inanışlara itiyor.
Eğer her yıl ramazan ayında, temcit pilavı gibi ısıtılarak önümüze sürülen bu hurafe inanışlara da hep birlikte elveda diyebilirsek, o zaman bu mukaddes ayın hakkını toplumca en güzel şekilde verebileceğimize inanıyorum.
Ne diyelim ki buna da şükür. Ne idik ne olduk. Hayırlı ramazanlar.
Selam ve dua ile…
Emre Aydın




Yalnızca Ramazan’da veya inançlı kesim için değil… Yobazlığın, cehaletin ve önyargıların önüne her alanda geçmek gerek. Güzel bir örnek yorumlaması olmuş.
güzel tespitlerin var ve tabu olarak örnek verdiğin şeylerde gerçekten cahiliye devrinden kalma gibi geldi bana… yani insanların bir put gibi (haşa) o türbelerin taşlarını sıvazlamaları onlardan bir medet ummaları onları yetiştiren ailelerin ne kadar dini bilgiye sahip oldugunun da göstergesi bana kalırsa… fakat değinmek istediğim asıl nokta şu ki ramazan ayını layıkıyla yaşayabiliyor muyuz acaba yada yılın 11 ayında yaptıgımız şeyler ramazanda birden bire niye göze batar hale geliyor ? 11 ay sen içki iç zina yap başını kapatma namaz kılma ramazan gelince tabiri caizse evliya kesiliyor… madem içinden geliyordu da niye yılın diğer 11 ayında da dikkat etmiyorsun hayatına ramazan düsturunu uygulamıyorsun? dilim bunu sölemeye varmıyor ama o zaman biz toplum olarak münafık mıyız ?
Ne yazık ki biz hala yerimiz de saymaya devam ediyoruz bu ramazanda da … Belki iftar çadırları için güzel şeyler söyleyebiliriz eskiye nazaran ama ya insanlar için ? Eskiye nazaran daha da çok geriledi ne yazık ki… 11 ayın sultanı ramazan-ı şerif bereketiyle geldi 30 gün orucumuzu Allah’ın izniyle tutmaya başladık,başladık da her sene daha fazla eksilerek. Sabahları işe giderken halkın %80′i ne yazık ki elinde çayı,poğaçası sanki ramazan değilmişcesine çok rahat bir şekilde kahvaltısını yapıyor.Akşamları trafik olurdu ramazan da şimdi normal bir iş çıkış günü gibi insanlarda sadece eve gitme telaşı var..Ya pide kuyrukları? onlarda kalmadı..Ramazanın ilk günü görebildim hamdolsun bir gün dahi olsa ramazan yaşadı benim ilçemde ki bir çok kişi! Allah kabul etsin. Çocukluğumda restorantlar,cafeler,eğlence yerleri ve meyhaneler kapalı olurdu.Şimdi hepsi açık,her şey alenen ortalarda…Günden güne eskiyi özler oldum.Keşke bu kadar ilerlemeseydik de geleneklerimizi bu denli unutmasaydık… 30 gün sabrı kendimize çok görmeseydik..bu sene 29 hatta
Allah oruç tutun kullarına bol bol sabırlar versin. Tutmayanlara da tutma gücü nasip etsin.
Yüreğinize sağlık Emre bey.
Ayşegül hanım geleneksel Ramazan dayaklarının arkasındaki mantaliteyi bana gösterdiğiniz için teşekkür ederim.
Tüm sıcaklara ve henüz yaptığım uluslararası araba yolculuğuma rağmen oruç tutan birisi olarak insanların sabah çay içmesi, oruç tutup tutmamasının kimseyi ilgilendirmemesi gerektiğini düşünüyorum. Öncelikle oruç tutmak bir gelenek değil, dini bir ibadettir. Dolayısıyla her ibaet eylemi gibi kişinin inancına, inancının şekline bağlıdır. Kimse oruç tutmuyor diye yadırganmamalı bence.
Haa, yerel yönetimlerin ramazanda daha geleneksel ortamlar hazırlaması vs. binbir türlü şenlik, iftar organizasyonu yapması gerekir bence, ama bunu dini bir öneri olarak değil, kültürel bir yaklaşım olarak öneriyorum.
Dayak konusunda da bu bahsettiğim hoşgörü olmadığı için zaten ısrarla birileri dayak yiyor… Allah’tan bu sene henüz böyle bir haber almadık.
Kimseyi oruç tutmuyor diye yadırgadığım yok benim ufuk bey. Saygı duyulması gerek diyorum yazımı dikkatlice okusaydınız anlardınız zaten! Biz büyüklerimizden zamanında aldığımız terbiye ne ise şuanda da onu uyguluyoruz çok şükür. Kişi de önce saygı olacak gerisi de kendiliğinden oluşur zaten
Sıcak başıma vurmuş olabilir.
“herkes sanki Ramazan değilmiş gibi simit çay içiyor” sözünüzden öyle anlamışım.
“Çocukluğumda restorantlar,cafeler,eğlence yerleri ve meyhaneler kapalı olurdu.Şimdi hepsi açık,her şey alenen ortalarda” cümlesi bir okur olarak beni rahatsız etti. Neden başkalarının özgürlükleri kısıtlanmak istenmekte anlamadım. Eğer bu saydıklarınız ibadeti yapmanıza engel teşkil etse anlarım ama bazılarının meyhaneye gitmesi veya restoranların açık olması ibadete zarar veren veya engelleyen bir durum oluşturmuyor. Bu durumda her din mensubu kendi ibadeti için diğerlerinden taviz beklese, insanlar gerçekten bir arada yaşayamaz olurlar.
Anlamaya çalışılmadan yorum yapılıyor bence. Ayşegül hanım ülkemizde oruç tutan sayısının azalmasına üzülüyor ve bu üzüntüsünü dile getiriyor. Bence diğer müslüman kardeşlerinin oruç tutmamasına üzülmesi değil üzülmemesi anormal bir durum olurdu ki bu durumu bir de ramazan günü meyhanede alkol tüketen kardeşlerini gördüğündeki üzüntüsünü dile getirmesi olarak düşünürsek çok daha doğal bir tepki gösterdiğini anlarız. Ayrıca bu durumları yasaklayarak engellemekten de bahsetmiyor.
Bu ülkede kadrolaşma adı altında her gün haklar yeniyor, ,insanlar madur ediliyor. Bazı kardeşlerimize üzüleceksek oruç tutmayanlardan daha çok, hakkı yenen, yıllarını verdikten sonra sadece iktidar gibi düşünmediği için hakkı yenelere üzülelim. Bunun en somut örenği yakın zamanda açıklanan KPSS’dir. Veya ölümleri kader olarak algılanan, hayatları “taşeron yasası” ile kararan madencilerimize üzülelim. Merak etmeyin kader değildi ölümleri, düpedüz meclisten geçen yasaydı. YA da en basitinden ayar çekilmiş rakamlarla %13 olan işsiz insanlarımıza üzülelim.
Bana kimse gelip kardeşlerimize üzülüyoruz demesin, kusura bakmayın, etrafımda bu kadar haksızlık yaşanırken, kadrolaşma coşmuşken, bana kimse başkalarını düşünmekten bahsetmesin…İki yüzlülükten sıkıldım.
Emre kardeşim teşekkür ederim anlatmak istediğimi anladığın için… Ovgutta size cevap vermek istedim çünkü burada siyaset yapmaya çalışıyorsunuz. Ama konumuz bu değil ne yazık ki… Ramazan da tuttuğumuz oruç! Emre çok güzel bir yazı yazmış bende buna istinaden eskiye nazaran şuan ki gördüklerimden duyduğum üzüntüyü belirttim.Ramazan ayı belki bilmezsiniz rahmet ve bereket ayıdır.Aynı zamanda insan vücuduna faydası da vardır. Ben herkes oruç tutsun yada buna mecbur olduğunu söylemiyorum,dükkanlar kapatılsın hiç demiyorum ama saygı beklemek en doğal hakkım diye düşünüyorum. Herkesin imanı da orucu da kendine. Benim ısrarla bahsettiğim tek şey var saygı…! Tutmayabilirsiniz oruç ama bu durum tutan kişiye saygısızlık yapmayı gerektirmemeli bence …!
Bilmem anlatabildim mi ?
Ne gibi saygısızlıklarla karşılaştığınız konusunda örnek verirseniz çok sevinirim… GErçekten de size ne tip saygısızlıklar yapıldı merak ettim.
Saygı saygı deyip durarak ne dediğinizi anlatmak istiyorsunuz belki ama saygı kelimesinin manasını bildiğinizden şüpheliyim. Bu ülkede kimse oruç tuttuğu için bıçaklanmamıştır veya kimsenin dükkanı Ramazan’da kapalı diye taşlanmamıştır-veya benim bildiğim böyle olaylar yok- . Elbette oruç tutanlar ne kadar azaldı diye üzülebilirsiniz. Ama oruç tutmayan insanlar neden kahvaltı yapıyor veya bu dükkanlar niye açık demek açıkça saygısızlıktır. Bireysel bir ibadeti yapıyor olmanız bunu başkalarının üzerine empoze etme hakkını size vermez. Ben daha önceki yorumda mantaliteden bahsetmiştim. Siz belki bugün mızmızlanırsınız yarın başkası bunun hakkında bişey yapmak gereğini duyar. Ben de Ovgutto gibi merak etmekteyim şu sürekli yargıladığınız annesi babasından terbiye görmemiş insanlar size ne tür bir saygısızlık yaptılar?
Size şurada durupta heralde hayat hikayemi anlatacak değilim beyler. Ama saygı kelimesini çok iyi bildiğim için size cevap verip de zaman kaybetmeye de hiç niyetim yok. Nasıl olsa herkes yine kendi penceresinden bakmaya devam edecek…..
Anlayana sivri sinek saz , anlamayana davul zurna az demiş atalarımız.. !
Tartışmaları hep bu atasözüyle sonlandırmıyorsunuzdur umarım. Sorunların anlaşılmasını ve çözüm aranmasını zorlaştırıyor gibi. Nasıl isterseniz…
Bilirsiniz; Laikliğin ana vatanı olarak görülen Fransa’da bile müslüman bayanların giydikleri tesettürlere karışılıyor. Çarşaflar yasaklanmaya çalışılıyor. İsviçredeki minare olaylarını elbette duymuşsunuzdur. Amerikada geleneksel hale getirilmeye çalışılan “Kuran yakma günleri” ni de daha geçen günlerde gazetelerden okuduk. Hollandalı bazı kendini bilmezlerin, sözümona düşünce özgürlüğü adı altında Efendimiz s.a.v. ve İslam dini için sarfettikleri ve yüreklerimizi sızlatan o “aşağılık” sözlerini, Danimarkalıların yine kendilerince Efendimizi s.a.v. alaya alan o karikatürlerini de herhalde bilmeyenimiz yoktur. Gelelim kendi yurdumuza. Laikliğine toz kondurmayan(!) ve %90 lar civarında nüfusu müslüman olan memleketimizde bile yine geçtiğimiz aylarda Tabibler Odasının seminerinde Efendimize ve yüce dinimize hakaret edildiğine şahit olmuşsunuzdur……v.s.(Türkiye de ve dünyada örnekler burada yazamayacağımız kadar çok)……..
Biz müslümanlar(kendini bilmez dayakçı müslümanlar istisna), dinimizin ve bu dini hakkıyla yaşayan Allah dostlarının bize öğrettiği hoşgörü gereği hiçbir dini ve hiçbir din mensubunu asla horgörmeyiz ve kendi inançlarına da saygı gösteririz. Ecdadımız Osmanlı bunun en güzel örneklerindendir. Çünkü İslam dini hoşgörü dinidir ve asla zorlayıcı değildir. Zorlayıcılık vardır fakat bu zorlama Allah’ın tüm insanlığı kendi emirleri doğrultusunda yaşaması kavilinden bir zorlamadır. Yaratan O (c.c.) olduğuna göre , kimse de diyemez ki “sen beni hangi hakla zorluyorsun?”. Diyenlerde zaten hesabını yine O(c.c.)’na verecektir. İnsanların zorlaması teşvikten ibaret olmalıdır. Asla kimseye sen zorla oruç tutacaksın,namaz kılacaksın vs. diye bir baskı yapması doğru değildir. Fakat diğer açıdan baktığımızda tüm dünyada, İslam dini ve değerlerine inanılmaz derecede bir yüklenme ve baskı vardır. Ve gün geçtikçe bu baskılar daha da artmaktadır. Tabii aslında bu birazda Müslüman dünyasının birlik olamamasından ve ciddi manada kendini geliştirememesinden kaynaklanıyor.
Şimdi tüm dünyadaki gayri Müslimler, batıl olan inançlarını ve yaşam biçimlerini dünyaya hakim kılmak , yukarıda verdiğimiz örnekler gibi İslamı ve değerlerini deformasyona uğratmak adına sefilce girişimlerde bulunacaklar da, Ayşegül hanım gibi dini değerlerine ve geleneklerine önem veren kişilerin, memleketinde önceden gördüğü fakat şuanda unutulmaya yüz tutmuş bazı güzelliklerin tekrar yaşanabilir olması için gayret etmesi ve bunu dile getirmesi, hemde çoğunluğu Müslüman olan kendi memleketinde dile getirmesi kendilerine çok mu görülecek? Yabancılar bile saygıdan Ramazan ayında Müslümanların yanında bir şey yemek içmekten haya ederken, biz Müslümanların sanki sıradan günlermiş ve oruç tutanlardan habersizmiş gibi, gözleri önünde yemek yemeleri, sigara içmeleri saygısızlık değil de ya nedir? Elbette kimsenin amel ibadetine karışılamaz. Hem laiklik adına, hem de dinen karışılamaz. Fakat bizler, Allah’ın emir ve yasaklarını benimseyenler, İslamı hayatına hakim kılmak isteyenler, hem kendimiz için, hem geleceğimiz için, hem de tüm dünya için dini ve milli değerlerimize sahip çıkmalıyız. Diğer dinler yılbaşlarına, şükran günlerine, paskalya günlerine vs. nasıl sahip çıkıyorsa bizlerde bizi biz yapan değerlerimize sahip çıkmalıyız.
Dünya ahlaken gittikçe fakirleşiyor ve dünyaya bu anlamda en güzel örnek de İslam’ın temsilcileri olan bizleriz…
Öncelikle Kemal Aydın arkadaşımızı samimiyetle tebrik ediyorum. Anlatmak istediğini örneklerle ve net olarak anlattığı için. İslam’ın dünyanın geri kalanıyla ilişkisinde belirli bir tazyik altında bulunması durumu doğrudur. Yalnız kanımca bu ilişkideki sorunlu halin tek müsebbibinin Batı olduğu söylenemez. Her ne kadar Ayşegül Hanım’la olan tartışmayla ilgili olmasa da verdiğiniz örneklere değinmek istiyorum. Danimarka’daki karikatürler ve ülkemizden Tabipler Odası ve örneği dışında verdiğiniz örneklerdeki duruşunuza katılıyorum. Batı ülkeleri bu olaylarda insan hakları, demokrasi ve laiklikle bağdaşmayan işler yapmıştır. Öncelikle karikatür krizine değinirsek: İslam itikadıyla ilgili bilgilerimin sizden düşük olduğu anlaşılıyor ve birazdan yapacağımı tamamen mantık yürütme olarak görünüz. Hz Muhammed’i resmetmenin yasak olması, başka herhangi bir dinin getirmediği kadar akıllıca bir kural. Resmedilen imajın idolleştirilmesinin/putlaştırılmasının önüne geçilmesi sanıyorsam amaç yanlışım varsa düzeltin. Yine bu noktadan hareketle bu karikatürlere gösterilen tepkilerin büyüklüğüne bakarsak (100’e yakın ölüden bahsediliyor) başka türlü bir idolleştirmeden söz edemez miyiz? İkinci olarak Denizli Tabip Odası’nın düzenlediği toplantının videosunu gördüm. Haberi anlatan sesin imaları dışında öyle aman aman bir hakaret yok. Bu ülkede eğer düşünce özgürlüğünden bahsedeceksek bir ateistin dine getirdiği eleştirilere de açık olunmalı diye düşünüyorum. Üstelik ülkemizdeki örneklerin çok olduğunu da iddia etmişsiniz. Ben de size o zaman bu ve buna benzer bulduğunuz her video başına ülkemizde çekilmiş Hıristiyanlık, Yahudilik ve ateizmi eleştiren –hatta hakaret eden- 5 video bulabileceğimi iddia ediyorum.
Gelelim Ayşegül Hanım’la olan (kendisinin derdini anlatmakta zorlandığı) meseleye. Daha önce de belirttim yine belirteyim. Eğer siz önceki verdiğiniz örnekleri yanlış buluyorsanız burada muadilini istemeniz herhalde abes olur. Bu sebeple devletin bu konuda bir düzenlemeye gitmesini –örneğin dükkânları gündüz boyunca kapatmak veya açık yerde yemek yenmesini yasaklamak- savunmadığınızı varsayıyorum. Açık alanda yemek yemek veya sigara içmek (ikincinin başka mümkünü yok) saygısızlık değil de nedir sorunuza kısaca saygısızlık değildir diyebilirim. Örneğin buna benzer bir durum olan başörtüsü olayını ele alalım. Klasik Kemalist argüman kamusal alanda türban takılmasının yasaklanmasını takmayan insana baskı yaratacağını iddia ederek savunur. Bu alanda bir grup baskı görecek diye diğer bir grubun özgürlüğünden vazgeçemeyeceğini (vazgeçmemesi gerektiğini) herhalde anlatmama gerek yok. Tabi ki sınırlar çizilebilir, çizilmelidir. Örneğin oruç tutmayan bir kişinin oruç tuttuğunu bildiği bir başka kişiye zorla yemek yedirmeye çalışması veya en azından sözlü baskı yapması elbette saygısızlıktır. Tıpkı başını örten birinin başını açmaya (veya tam tersine) zorlanması gibi.
Bitirirken niyetimin kılçık atmak değil; düzeyli, yapıcı, anlayışa dayanan bir tartışmanın kapısını tıklatmak olduğunu anlamanızı diliyorum.
Özelllikle oruç tutan birisinin yanında özellikle yemek yemek saygısızlık olabilir belki. Ama zaten normalde açık olan bar, meyhane, cafe, restorant gibi yerlerin Ramazan’da kapalı olmasını beklemek, sokakta sigara içen insanları saygısız olarak nitelendirmek Ramazan dayaklarını meşrulaştırır.Durumu kendimle örnekleyeyim: Ben mesela oruç tutmuyorum, akşam işten sonra da 5 gibi her zaman yemek yediğim restoranda yemek yiyorum. Su içiyorum. Üstüne sigara içiyorum. Belki canım isterse marketten akşam bir bira alıp evime gidiyorum. Yazın oruç tutmak zor geldiği için de sadece ilk gün oruç tuttum. Oruç tutarken saygısız hareketlerle karşılaştığını söyleyenlere net bir soru sormak istiyorum. Benim şu yaptığım hareketleri saygısız olarak nitelendirebilir misiniz? Eğer öyleyse sadede gelelim, yani deyin ki “oruç tutmayanlardan rahatsız oluyoruz” bitsin bu kısır döngü muhabbet.
Her ramazan’ın lezzeti farklıdır , iftar çadırına gitmek sadece insanların yemek yemesi için değil , diyalog için farklı çeşit insanların farklı çeşit insanlarla kaynaşmaları için özel bir zamandır , bu zamanı değerlendirmek çok önemlidir , gerçekten çok güzel bir konu teşekkürler