Unuttun mu?
Aramıza katılmak için kayıt yaptıktan sonra iletisim @ fikir farki .com adresine bildirin.
Yazar Girişi

Güven Sorunu

Statue of Justice
Image by Ann Althouse via Flickr

Medyadaki tartışmalarla birlikte fikirfarkında da tartışmalar alevlenmeye başladı. Hali hazırda “Biraz sükunet, yakında bu sıkıntılar bitecek” ve “ben zaten sakinim, ne zaman, hangi sıkıntılar bitecek” yazılarını okuduk. Ayrıca bana kalırsa bütün özgürlüklerle ilgili yazılar da bu tartışma ile alakalıdır çünkü anayasa değiştirilirken hedef demokratikleşme ve yargı bağımsızlığı olarak etiketlendi iktidar tarafından. Demoratikleşiyoruz yazısında demokratikleşmekten bahsetmiştim ama kısaca tekrar etmek gerekirse baskı, sansür ve örgütlenmeden yoksun bir ortamda sadece anayasaya “darbeciler yargılansın” ve “askerler sivil mahkemelerde yargılanabilsin” maddelerini koymakla bu işin çözülmeyeceğini belirteyim. İleride sansür konulu başka yazılar yazma planıyla şimdilik bu konuyu bırakıp güncele gelelim, anayasa paketine odaklanalım.

Öncelikle bu hususta CHP’ yi eleştirmek lazım. AKP Bülent Arınç’ın ağzından Pazartesiye kadar süreleri olduğunu tasarının meclis başkanına sunulacağını söyledi. Bu durumda elleri kolları bağlı kaldı. Atilla Kart, yargı reformu dışında pakette CHP’nin karşı olduğu bir kısmın olmadığını belirtti. Belki de daha iyi bir çalışma ile AKP kendi silahıyla vurulabilirdi. Yani mahkemelerle ilgili bir düzenlemeyi kendileri hazırlayıp, içerisine darbecilerin yargılanmasını koyup, AKP’yi sıkıştırırlardı. Tabi ki milletvekilleri az olduğu için aynı etkiyi yapmazdı ama “biz istedik, olmadıyı” oynama kozları olabilirdi.

Ancak şu da açık ki, AKP bu süreçte güveni tahsis edemedi ve objektif olabilecekleri kanısını muhaliflere veremedi. En azından şimdilik. Bunun nedeni de “AKP’nin yaptığı her şeye karşıyım zihniyeti” olarak açıklanamaz sadece. Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ: ” CHP ile maddelerin ayrı oylanması dahil ayrıntıları konuşmaya hazırız derken”, Bülent Arınç’ın: “Herkesin keyfine göre anayasa mı yapacağız?” demesi ve bunun kafa karışıklıklarını arttırması örnek verilebilir en azından. Bir başka tutarsızlık da şurada göze çarpıyor; yargı reformu yargıyı bağımsızlığına kavuşturmak iddiasıyla yapılıyor. Bu durumda AKP’ nin söz verdiği fakat yargı bağımsız olmadığı için uygulayamadıklarını belirttikleri dokunulmazlığın kalkması konusundaki engeli ortadan kaldırıyor. Ancak yine dokunulmazlıkların kalkması pakette yer almıyor. Hani “batı ülkelerinde böyle oluyor” argümanı kullanılıyor ya yargı reformu için, dokunulmazlık konusunda bunun esamesi bile niçin okunmaz anlamıyorum. Bu tarz tutumlar güven ortamının gelişmesine pek katkıda bulumuyor maalesef. Bir de bunun yanında yargı reformundan memnun olmayanların toptan statükocu olarak nitelenmesi var ki anlamak imkansız. Örneğin “Biraz sükunet yakında bu sıkıntılar bitecek” yazısında alıntı yapılan Demokratik Yargı Derneği Başkanı Osman Can ” Darbe anayasası değişmelidir” açıklamasının yanı sıra NTV’de yayınlanan “NTV soruyor” programında, “16 adayı Cumhurbaşkanı’nın seçmesi bir demokratikleşme değildir çünkü tek kişinin bu sayıda üye atamasında problemler vardır” da demiştir. Bu durumda aynı yazıda argümanlara destek sağlamak için kullanılan bu isim aynı zamanda statükocudur, çünkü eleştiri yapmıştır. Şunu da unutmamak gerekir devamlı suçlanan CHP, Başbakan’ın siyasi yasağının kaldırılmasında ve AB uyum paketlerinin hazırlanması sırasında AKP’nin yanında da olmuştur.

Bir diğer sıkıntı da bu kadar önemli bir konunun kapsamıyla ele alınamadan veya tartışılamadan mecliste oylanması ve hatta referanduma gidilmesi çabası. İlk olarak bu paketin açıklanacağını NTV Londra muhabirinden duyduğunu söylüyor anayasa profesörü İbrahim Kaboğlu. Kendisi daha önce değişik taslakların hazırlanmasına katkıda bulunmuş bir isim olmasına rağmen bu hazırlığı TV’den öğreniyor. Sonrası bildiğimiz süreç ve şimdi Arınç diyor ki: ” Meclis başkanlığına Pazartesi veriyoruz”. Bu adeta biz gidiyoruz, gelen gelir, kalan kalır mantığıdır. Ancak bu konuda AKP içinden de tepkiler gelmeye başlamış gibi.

Son olarak da AKP’nin yargı konusu her konuşulduğunda sadece 367′den bahsetmesindeki gariplikten bahsedip bitireyim. Yargı gerçekten siyasallaştıysa kendi lehlerine de giden durumları açık yüreklilikle ortaya koyabilmeliler. Diğer partilerin de bu mahkemelerde görülen davaları olsa da AKP’nin yargı reformunda bu kadar hızlı karar alınmasını istemesinin ve ısrarcı olmasının başka nedenleri de olabilir mi acaba? Hatırladıklarım şöyle: GDO’yu mahkeme kararı durdurdu, mayınlı arazilerin yabancılara gitmesini de. Dahası, orman arazilerinin turizme açılması yönündeki karar, şehiriçi otobüsleri keyfi zam uygulaması, sınavsız milli eğitim müdürü alımı, Seydişehir aliminyumun usülsüz satımı, TEKEL işçilerinin sözleşmesi gibi bir çok kararı durdurdular. Bunların hiç birisinde de yerindeliğe bakmadılar, hukuka uygunluğa göre karar verdiler. Bana biraz da bu acele bundan gibi geliyor. Yani birileri 50 milyon dolarlık TÜPRAŞ’ın ederinin çok altında satılmasının hukuk açısından sorunlu bulunmasını istemiyor artık.

Sorun AKP ne yaparsa karşı durulmalı sorunu değil, güven ve bu kadar önemli sorunların aceleci bir tavırla tartışılıp olduruverilmeye çalışılması sorunudur bence. Karşı duranlar ve savunanlar arasında ciddi bir güven sorunu olduğu için, bu reformdan kuşku duyanlar hemen demokratikleşme karşıtı ilan ediliyorlar. Ancak, demokratikleşmeye gerçekten katkı sağlayacak değişiklikler zaten problem yaşanmadan kabul görecektir bana kalırsa. Ne de olsa aklın yolu bir.


Reblog this post [with Zemanta]
Yazar:

“Güven Sorunu” için 3 yorum yapılmış

  • Tupras’ın degerı ve degerının altında satılmasıyla ılgılı bı duzeltme yapayım. Ne Tupras 50 mılyon dolarlık bır ederde nede onun altına ozellestırıldı.4 milyar 140 milyon dolar. Bu kapsamda da arzu edersenız ben maılınızı alayım. Özellestırmelerle ılgılı enıne boyuna bır arastırmam var grafıklı resmı sıtelerden verılerle.Sıze atayım, Fıkrınız degısecektır diye tahmın edıyorum.

    • ovgutto:

      Uyarı için teşekkürler. 50 milyon dolar komik olmuş nasıl yazdıysam. Değeri bunun çok üzerinde. Ancak sizin bahsettiğiniz satış da mahkemenin durdurduğu satış değil. Zaten ben burada olayın ekonomik değil hukuku yönünü vurguladım. Buyurun burada makina mühendisleri odasının basın açıklaması, burada da mahkeme kararı. Sonrasında da satış durduruldu zaten. Ben olan bir olayı aktardım, fikrimin değişmesi için bu iptalin olmadığını ispatlamanız gerekecek.

      Ancak daha sonra yapılan özelleştirmenin ekonomik boyutu tartışılabilir (4 milyar 140 milyon’luk). Ülkede toplanan verginin 20%’sini veren bir işletmenin satışı çok mu acildi bilemem ama tekrar kurulumu 7 milyar dolar ediyorsa ben olsam biraz düşünürdüm. Size e-mailimi yollarım.

  • Ufuk Erdoğmuş:

    Siteye koymanın yollarına bakalım öyle bir araştırmayı, herkes görsün kolayca :)

    Ama bence bu yazıda ayrıntılara takılmadan şunu farketmek gerekiyor: Yargı yasaları uygular.

    Kararlarda sorun varsa, yasalar buna izin verdiği içindir. Yasayı değiştirmek yerine yargıyı değiştirmek işlevsellikte bir değişim yaratmayacaktır.

Bir Cevap Yazın