Bir Kurultay Hikayesi
Tarih boyunca siyaset sahnesinde birçok komplo, kumpas ve kirli oyunlar içeren senaryolara şahit olduk. Bazılarını tarih sayfalarından ibretle okuyarak öğrendik. Bazılarını ise birebir duyarak, görerek yaşadık. Bizans oyunlarının, arkadan vurmaların, hain tuzakların, bekle gör taktiklerinin, çelişkili ifade ve eylemlerin içinde bulunduğu senaryolardı şahit olduklarımız. Karanlık eller tarafından yazılan, toplum mühendisleri tarafından yönetilen, pişkin, kendiyle çelişen, korkak ve yüzsüz kuklalar tarafından canlandırılan senaryolardı bunlar.
İşte 6 Mayıs 2010 Cuma günü, ana muhalefet eski lideri Deniz Baykal’ın ‘video görüntülerinin’ internete verilmesiyle birlikte, tarihte gördüklerimizin bir benzeri olan o kirli senaryolardan biri daha sahneye konulmuş oldu.
CHP eski lideri Deniz Baykal’a yapılan bu operasyon kurultay neticesi itibariyle başarıya ulaşmış görünüyor. “Deniz Baykal artık CHP Genel Başkanı değil.”
Aslında Baykal ilk başta izlediği stratejiyle, kendisine karşı yapılan operasyonu lehine çevirmeyi başarmıştı. Yaptığı basın açıklamasında sorumlunun ‘İktidar Partisi ve Devlet’ olduğunu söyleyerek istifa etmiş ve bunun bir başkaldırı olduğunu söylemişti.
O basın açıklamasının ardından gözyaşları sel oldu aktı. Bugün Kılıçdaroğlu’nun en yakınında olan isimlerden Gürsel Tekin, katıldığı bir canlı yayında “ Örgütüm Baykal’ı geri istiyor, Baykal’ın arkasındayız” diyerek hıçkırıklarla ağlıyor, CHP Genel Sekreteri Önder Sav ise partinin MYK toplantısında “Genel Başkan’ımızı yeniden göreve getirmeliyiz. Bu, hepimizin namus ve şeref borcudur. Kimse avucunu ovuşturmasın” açıklamalarında bulunarak bir metlik portresi çiziyordu.
Bizim tutarlı ve dürüst siyasetin simgesi sözüm ona ‘Gandi Kemal’ de “Sayın Baykal’a gerçekten hepimizi rahatsız eden bir haksızlık yapılmıştır. Toplum vicdanı bunu kabul etmiyor. Aday değilim” açıklamasında bulunarak Baykal’a olan desteklerini sunuyordu.
Can Dündar’ın ‘Canlı Gaste’ programına tek tek bağlanan CHP il başkanlarının istisnasız hepsi Baykal’ın geri dönmesini istiyor ve örgütün Baykal’ın arkasında tek yumruk olduğunu beyan ediyorlardı.
Partinin genç üyeleri pankartlarıyla, bayraklarıyla ve tabii ki “gözyaşlarıyla” Baykal’ın evinin önünde çadırlarda kalıyor, delegelere “Sayın Baykal aday olmasa bile oy pusulasına onun ismini yazın” çağrısında bulunuyorlardı.
Peşi sıra yaşanan bu duygusal olayları, o muhteşem kardeşlik ve uhuvvet ortamını ekranı başında izleyen benim bile gözlerim dolmuş, kendimi “Allah’ım bitmesin bitmesin bu rüya sonunda Baykal dönsün n’olur uyandırma” şarkısını mırıldanırken bulmuştum.
Ne olduysa-hiç hesapta yokken- Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını açıklamasıyla birlikte, herkes ‘Baykal rüyasından’ bir anda uyandı, gözyaşlarını sildi, çadırlarını topladı ve bir yemekte buluşup Kılıçdaroğlu’na tam destek verdiğini açıkladı. Öyle ki partinin il başkanları daha önce ısrarla dön çağrısında bulundukları Baykal için “Artık dönsen bile adayımız Kılıçdaroğlu dönüşümüz yok” açıklamasında bulundular.
Partide kısa bir süre içersinde değişim rüzgarları esmeye başlamış, rüya sanılıp uyanılan Baykal Kabusundan, Gandi Kemal rüyasına dalınmıştı.
Daha sonrası malum…
Parti içi karşılıklı ağır ithamlar, birbiri ardına basın açıklamaları ve 50 yıllık dostlukları bile biranda bitiren siyasi çekişmeler…
Önder Sav, Gürsel Tekin, Kemal Kılıçdaroğlu, Kemal Anadol, Hakkı Süha Okay, Yılmaz Ateş, Mehmet Sevigen, İsa Gök, Muharrem İnce, Mustafa Özyürek gibi CHP’nin ön planda olan ve partinin kemik kadrosunu oluşturan isimlerin bir gecede nasıl siyasi manevralar yaptığını ve nasıl çelişkili ifade ve eylemlerde bulunduğunu bu millet ibretle izledi.
Parti içi çekişmeleri ve bu ruh haliyle CHP bir kez daha İttihat ve Terakki zihniyetinin en değişmez mirasçısı olduğunu ispatlamıştır.
Dün “Baykal sana Genel Başkanlık yakışır, geri dön” diyenler bugün “ Baykal sana Çankaya yakışır” diyorlar.
Ne dersiniz?
İçinde barındırdığı her türlü siyasi manevralarla İttihat ve Terakki’nin en değişmez mirasçısı CHP bu çağrısıyla Deniz Baykal’ı cumhurbaşkanlığına aday gösterir mi?
Bir sonraki yazımda: Adil Gür, Doğan Medya Grubu ve Kılıçdaroğlu
CHP’de beklenen değişim oldu mu?
Yeni lider CHP’nin oyunu nasıl etkiler?




yeni olayların heyecanıyla bazı kimselerin gözleri körelirken, insanları biraz daha düşünmeye sevk edici ve bu yönde gayet de başarılı bir yazı olmuş, tebrikler…
Güzel bir yazı ama sadece dil bakımından Sayın Emre arkadaşımız yazmayı çok seviyor ve bu konuda bir şeyler bildiği açık, ancak kendisi eleştirirken başkalarının eleştirdiği teknikleri sıklıkla kullanıyor. Görüşünü anladık saygımızda var ancak bu görüşü iyi, diğerlerini kötü gösterme çabası anlamsız ve saygısızca, kendisi çok bilmiş davranışları ile diğer insanların bilgilerine, görgülerine ve taraf olma haklarına aciz bir saldırı halinde bu gerçekten çok saçma. Güzel yazı yazma tekniğini şiir, roman gibi hayalini daha güçlü kullanabileceği alanlara yönelirse çok başarılı olacağına eminim arkadaşın.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun kararını açıklamak için zamanı azdı, hızlı gelişti olaylar. Bu nedenle kararı açıklamadan tabandan ve teşkilattan destek görüp görmeyeceğini tartmaktan doğal bir tavır olamazdı. Ayrıca Deniz Baykal’a yapılan komplodan hemen sonra bu göreve adaylığını açıklaması da yakışıksız kaçabilirdi. Zamanlama açısından doğru hareket etmiştir.
Bir de yazıda manevralardan bahsedilmiş ama bugünkü AKP kurucularının da hocaları Erbakan’ı nasıl da yarı yolda bıraktığı unutulmamalıdır. Üstelik Kılıçdaroğlu aday olduğunda Deniz Baykal istifasını vermiş bulunurken, Erbakan hala partisinin başındaydı. Avrupa karşıtı adil düzen ekolü sizce ne oldu?
Emre Bey’in yazısı, bugünlerde AKP yanlıların yaşadığı, “yoksa…”larla başlayan korku zincirine tercümanlık ediyor gibi. Bence bir sonraki yazınızda ” Yeni lider CHP’nin oyunu nasıl etkiler?” hesaplarına gireceğinize, “Boşuna heves etmeyin CHP ne oldurur ne öldürür”ü ispata emek harcayacağınıza, “CHP’nin nasıl İttihat ve Terakki zihniyetinin en değişmez mirasçısı olduğu”nu biz cahil okurlarınıza anlatırsanız, daha makbule geçer. Çünkü naçizane görüşüm şudur ki, zaman, mekan ve durum girdilerinden sıyırdığımızda AKP’ye de mirasçılığını atfedeceğimiz onlarca örgüt, cemiyet bulabiliriz.
İttihat ve Terakki-Chp baglantısı inş ayrı bir yazıda detaylı olarak sunacagım. Şu zamanlar atacagım yazıda kısmen degındım. Ama Nesli hanıma sözümüz olsun:)AK Parti’yi de benzetebiliriz. onun kıyasını kavganın nereye dayandıgını yuzyıl oncesıne goturmek mumkun. yazarız prb degıl tesekkur ederım ayrıca.
Cahil okurlarınıza yazmışsınız . Est hiç öyle bişey demedim. Anlamsız bir hevesten ziyade caresiz bır umudun bosa oldugunu, chp’nın anlamlı bır degısım yasaması ıcın altı ok a kadar bır sorgulama ıcersıne gırmesı gerektıgıni ve tabanında chp’ye oy verenlerınde aslında koklu bır degisım arzusu olmadıgını vurgulayacagım. CHP’den bır halt olur ama sadece belli bir kesim için .Türkiyeyi tamamen yönetecek kadar değil.
Sizden de sakin olmanızı, Yazılarımı önyargı zincirlerinizi kırarak okumanızı rica ediyorum.
Kaynak : “Yeni CHP’de ülke yönetiminde uygulanacak politikalar değil iktidara gelmek amaçlanıyor. Yeni politikalar, iktidara gelince, iktidarı sürdürecek biçimde belirlenecek. Seçimleri kazanmanın yolunun da halkla bütünleşmek olduğu düşünülüyor ve bu konuda başarılı olan AK Parti’nin tavrı benimseniyor. Bu açıdan bakıldığında CHP değişmiyor AK Parti’ye benzemeye çalışıyor.”
Emre’nin dediği CHP’nin 6 oku sorgulaması fikri çok saçma. Keza bir partinin fikirleri, ve duruşu olmalıdır. Halk da sonra seçimde o duruşlar arasından hangisinin o dönem millet için en gerekli olduğunu seçer. Demokrasi de budur.
Fatih’in dediği gibi AK Parti’nin iktidarda kalmak için duruma göre U dönüşleri yapıyor olması bu söylediğim mantığa terstir. AK Parti Erbakan’dan ayrılarak kurulduğu dönem dahil son 10 yılda kim bilir kaç kere söylem ve yöntem değiştirdi. CHP de bu yola girerse vay halimize.
Siyaset iktidar olmak için yapılmamalı. Doğru bildiğini savunmalısın. Halk sonra kimin haklı olduğuna karar verir ve ona göre iktidarı fikirler arasından seçer.
Ama maalesef bizde yönetime aday kimsenin sabit fikri olmadığı için yöneticileri tipine göre, yakın hissetmemize göre, karizmasına göre seçiyoruz.
Diğer PArtilerin AK Partide dahil olmak üzere resmi bir ideolojisi yok. Konjoktöre ve Dünyaya göre kendi içinde değişim ve dönüşüm yaşayabilirler. Bu oy kaygısı için yasanılan bır degısımden zıyade olması gerekn ve dogal sureclerdır. Ama CHP , MHP ve BDP gibi partiler belli ideolojiler üstüne kurulmuş partilerdir. Öyleki CHP bunların içinde en sert olanıdır. Bütün ilkelerini sembolune kadar koymustur. Dunyada devletcı ekonomı yok gıbı bu polıtıkasından chp vazgectıgınde ıste okunu sorgulayacak. Millliyetcılıgı hangı boyuttadır veya milliyetçilik tanımı nedir? İleride kendıne gore olan millliyetçlik tanımı degısek mı? ozaman o okunuda sorgulamalıdır. Daha devam edebılırım. Ama yenı polemıklere burdan fırsat vermek ıstemıyorum ıns ayrı uzun bı yazıda. Değiştirilemez gördüğü ve adeta dogma halıne gelen “ok”larını CHP sorgulamadıgı surece esaslı bır degısım gecıremez. CHP yapısını programını daha evrensel ve genel degerlerle kurmadıgı surece eski külüstür bir arabanın söförünü degstrmekten öteye gidemez.
İdeolojisi olmayan partilere neye göre oy veriliyor acaba?
Chp de ki ittifak, meftun oldukları menfaatlerini kaçırmamak ve MENFAAT için perestiş ettikleri genel başkanlarını
ve arkadaşlarını küstürmemek için, zilletlerinden ve nâmerdliklerinden, hamiyetsizliklerinden; mutlak arkadaşlariyle, hatta denî ve hâin ve muzır olsalar dahi, hâlisâne ittihad ederler.. hem menfaat etrafında toplanan ne şekilde olursa olsun şerikleriyle samîmane ittifak ederler. Eee menfaat ortadan kalkarsa genel başkanın en yanındaki ilk satışı yapar.Ben bunu bilir bunu söylerim …
Bir de Türkçe’sini söyleyin de biz de bilelim
Yazını okurken “ Baykal sana Çankaya yakışır” kısmını okuduğumda hemen aklıma, siyasette yıllardır kullanılan bir taktik geldi. “Eğer siyasette birini yok etmek, zarar vermek istiyorsan onu zamanı ve yeri değilken, bir yerlere aday göstereceksin” evet bu taktik siyasette yıllardır kullanılan bir taktik, görüyoruz ki hala başarılı bir şekilde kullanlıyor:-)