AKP Kısa Film Yarışması
AKP’nin kısa film yarışması adı altında düzenlediği yarışmanın foyası erken ortaya çıktı. Jüri üyelerinden bazılarının başvuru şartnamesini okuduktan sonra yarışmanın aslında sinemaya destek adına değil de parti propogandası için düzenlendiğini fark etmesi basına da yansıdı.
Radikal Gazetesin’deki yazıyı okuduğumda “Gelişen Türkiye” konulu yarışmanın ayrıntılarını öğreneyim istedim ve yarışmanın sayfasına ulaştım. Tanıtım metninde AKP iktidarının 2002′den beri yaptığı faliyetlerin ne kadar değerli olduğundan söz ediliyor. Bu başarıları “sinema severler”in bakış açısı ile yansıtmak isteyen AKP, yarışmaya katılan eserleri propaganda amaçlı kullanma hakkını da elinde tutuyor, sözleşme metni sayesinde.
Yarışma 1.sine 50.000, 2.sine 35.000 ve 3.süne 25.000 ödül belirlenmiş. Ancak kazananlar jürinin değerlendirmesi ile kesinlik kazanmıyor. Jürinin değerlendirmelerini göz önüne alarak AK PARTİ Genel Merkez Tanıtım ve Medya Başkanlığı belirleyecekmiş kazananları.Bu arada jüride Hüseyin Çelik, Fatma Şahin ve Fatih Şahin gibi AKPlilerin de bulunduğunu belirtelim.
Yarışmanın adınının propoganda ya da reklam yarışması değil de kısa film yarışması olarak belirlenmesi jüride bulunan Yeni Şafak gazetesi yazarı Ali Murat Güven’i de kızdırmış. Kendisi benim daha önce tanıdığım bir yazar değildi. Radikal’de yayınlanan yazıda Güven’in düşüncelerine yer verilmiş. Yeni Şafak’a karşı önyargılı bir okur olarak kendime şaşırdım okurken ama söylediği bir çok şeye katılmamak elde değil. Daha sonra bir kaç yazısını daha okuduğum Güven’in AKP yanlısı olduğunu anlamak çok zor değil ama kendisi sevmek-eleştirmek, sevmemek-tahammül etmek arasında bir denge kurmuşa benziyor.
Belgeselci Coşkun Aral’ın da şartnamesine tepki gösterdiği yarışmanın başvuruları halen devam ediyor. Bakalım bu tartışmalar arasında bir sonuca ulaşabilecekler mi…



“AK Parti istediği şekilde kısa film yarışması düzenleyebilir, hatat bu kadar akıllı bir hamle yaptıkları için de tebriği hak ediyorlar” demek isterdim ama jüri üyelerini punduma getirmeleri düzenbazlık olmuş. Bir de jürinin seçtiği eserin değil, AK Parti reklam sorumlularının “en iyi kısa film” ödülünde son kararı verecek olması yarışmanın sanatla yakından uzaktan ilgisi olmadığını ispatlıyor.
Akıllı bir tanıtım fikri, en çirkin maske ile mundar olmuş.
Adalet ve Kalkınma Partililer bu yarışmayı “sinemaya destek” sloganıyla mı başlattı ki böyle bi anlayışa ve foyası çıktı tarzında yaftalama eylemine girişiyoruz? Zaten adamlar icraatlerini halka aktarma güdümüyle bu faaliyete soyunmuş ve kanaatimce çok da yenilikçi bir hamle olmuş. Biz istemezük, tanımazuk diye çığırtkanlaşacağımıza örnek alalım…
ornek alinacak davranis 2 yuzluluk olmamali. madem halleri boyle versinler odullerin toplamini yaptirsinlar propaganda filmini. Firsatci yaklasimlari ornek alirsak gercekten emek harcayanlari, durust davrananlari nasil odullendirecegiz?
Turkce kisaltma kuralarina gore adi gecen partiden Aa-Ke-Pe diye bahsedilmeli elbette. Her ne kadar kendilerini “ak” diye siniflandirmaya calissalarda gercekler ortada ve bir gun propaganda filimleri dahi kurtaramayacak “ak parti”lileri…
Parti kıslatmaları partilerin kendi tüzüklerinde nasıl belirtiliyorsa öyle yapılıyor. Bunun eski bir önreği de ANAP’tı. Anavatan Partisi’ne kimse AP demiyordu çünkü tüzüklerinde “Partinin kısa adı “ANAP”tır deniyordu muhtemelen. Aynı şekilde HADEP, DEHAP ve bilimum benzer örnek.
AK Parti tüzüğünde de “partinin kısa adı “AK PARTİ”dir dendiği için ben en azından yasal ismiyle hitap etmeye özen gösteriyorum.
CHP ve MHP’nin örneğin tüzükleri o şekilde söylediği için öyle deniyor aslında.
Bunu nson örneği de AK Parti’den ayrılan ve parti kuran Abdüllatif Şener. O bu cinliği bir adım ileriye götürerek Partinin adını Türkiye Partisi, kısa adını da “TÜRKİYE” olarak yazdı tüzüğüne.
Yani bu tür isimlendirmeler partilerin kendi kendilerine yakıştırdığı reklam sloganları sayılır.
Çok akıllı bir seçim hareketi çünkü oy pusulasında partilerin kısa isimleri yazıyor.
Sevgili blog yöneticisi arkadaşım ve yorum yapan arkadaşlarım, herkese merhaba…
1) Öncelikle, bir düzeltme yapmam gerekiyor. Ben AKP fanatiği bir gazeteci değilim. Bu parti kurulduğu günden beri ona ne yerel, ne de genel seçimde hiç oy vermedim. Kendimi yalnızca “dindar bir gazeteci” olarak tanımlamayı tercih ediyor ve diğer bütün partiler gibi AKP de zaman zaman olumlu icraatlara imza attığında iyi niyetle destekliyorum. Yeni Şafak’ta sinema yazarlığı yapıyor olmam da beni ” gözü dönmüş bir AKP neferi” yapmaz. Sözgelimi, son yerel seçimlerde İstanbul için Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekledim.
Bugün ekmeğimi Yeni Şafak’ta kazanıyorum, çünkü beni bu gazete istihdam etmeyi kabul etti ve yıllardır orada çalışıyorum. Yarın öbür gün Hürriyet Ömür Gedik’in işine son verip beni istihdam ederse, orada da mesleğimi rahatça icrâ edebilirim. Ancak Hürriyet’in beni bu dindar kimliğimle asla çalıştırmayacağını da çok iyi biliyorum.
2) Ben, AKP’nin düzenlediği kısa film yarışmasına, sırf Sayın Hüseyin Çelik’in dostça bir telefonuyla, yarışmanın şartnamesini ve konusunu hiç bilmeden, kısa film sanatına destek olmak adına dahil oldum. Bu yarışmadan da jüri olarak tek kuruşluk bir menfaatim yoktur. Kaldı ki meslek hayatım boyunca şu ana kadar 30′un üzerinde sinema, TV ve kısa film yarışmasında jüri üyeliği ve jüri başkanlığı yapmışlığım vardır. Eğer ki söz konusu yarışmanın bu renkte olacağını bilseydim, en baştan red cevabı verirdim. Fakat, gençliğinde pek çok kısa film çekmiş, halen de belgesel yönetmenliği yapan bir adam olarak, partinin şimdiye kadar hiç el atmadığı bir alanda böylesi bir yarışma düzenlemesine (ilk aşamada) çok sevindim ve can-ı gönülden destek verdim. Yarışmanın konu ve şartname açısından olumsuz yönleri ise (diğer bütün jüri üyeleri gibi) benim tarafımdan da çok sonradan öğrenilmiştir. Bizler bu teklifi kabul ettiğimizde, “bir kısa film yarışmasında jüri üyesi olacağımız” dışında hiç bir şey bilmiyorduk.
3) Bu konuya Türkiye’de ilk net tepkiyi veren adam da yine benim… Hatta, benim tepkimin kaleme alınma tarihi Nazım Hikmet Kültür Merkezi ve kısa Film dayanışması grubunun tepkilerinin ortaya çıkışından bile öncedir. Bu da kanıtı… Zaman zaman sinema yazılarımı yayımlayan ikinciperde.com sitesi, bundan ta iki ay önce benim yarışmaya ilişkin gayet uzun ve geniş kapsamlı bir eleştirimi yayımlamıştı. Ki herkes şunu bilsin ki “Yeni Şafak’ta çalışan bir yazar” olarak, böyle bir yazıyı yazmış, yazabilmiş olmak bile konjonktür itibarıyla yeterince cesur ve onurlu bir tavırdır.
“KISA FİLM ANAYASASI’NDAKİ İLK MADDE, ‘TEVAZÛ’DUR”
http://www.ikinciperde.com/sinemaya-dair/makaleler/1975-kisa-film-anayasasindaki-ilk-madde-tevazudur.html
Sapla samanı birbirinden ayırmak üzere gönderdiğim bu açıklamanın sitenizde yer almasını rica eder, saygılarımı sunarım. “Dindar” ya “muhafazakar” bir ideolojiye mensup olmak, her türlü yanlışlığı kukla gibi onaylamak demek değildir.
ALİ MURAT GÜVEN
Yeni Şafak sinema yazarı
ben mehmet. biz yarı amatör sayılabilecek bir film yaptık ve gönderdik fakat bunu yapmadan öncede şartnameyi okuduk ve ne istedıklerını biliyorduk ha propagandaymış ya da reklam amaçlı kullanacaklarmış kendi şahsım adına konusuyorum;bizim itiraz etme gibi bi lüksümüz yok,zaten bir partinin öncelikli şartlarından ve yapması gerekenlerden biriside partisini kesinlikle ön plana cıkarma niyetleri ve gayretleri olduğunu az cok hepimiz tahmin etmişizdir şartnameyi okumadan önce.Ali Bey haklılık payınızın olduğunu burada herkes biliyor ben sunu merak edıyorum bu düşündüklerinize ve söyledıklerınize rağmen dewm edyomusunuz bunu belirtmemişiniz???